21 Haziran 2008 Vekayi'i

01 Ocak 1970

21 Haziran 2008 Vekayi'i
Yirmibir Haziran Cumartesi günü; Konuşan Kitap Şenliği'ne çağrılıydım. ?Herhalde bu çağrıda da bir ikizlik karıştırmasının etkisi oldu? diye düşünerek, ne okuyacağımın kaygısıyla Sultanahmet Meydanı'na vâsıl oldum. Kendimi derhal ?Hırvatistan Zaferi? ateşli tartışmalarının içinde buldum. Futbol konusunda tamâmen bigâne olduğum için; ?Hırvatistan zaferi'ni o sabah Emir Adası'ndan (Büyükada) ?Dünya'nın Merkez Noktası'na, Sultanahmet Meydanı'na azimet etmek üzere iken bir gazete başlığından öğrendim. ?Galat-ı rü'yet? ile gazete başlığındaki ?Kupa?yı önce ?Avrupa? diye görerek, ?AB göründü? anlamını vermiş iken, bir lâhzalık şaşkınlıktan sonra ?kupanın göründüğünü? anladım. Alt yazılarda ?ne geceydi ama!? başlığıyla ?20-21 Haziran Zafer Gecesi'nden söz ediliyordu. Bu kez de Hafız-i Şirazi'yi hatırladım: Düş Vakt-i seher ez gusse necâtem dâdend!.. (Dün gece sabaha karşı beni kaygıdan-tasadan kurtardılar / Gece karanlığında bana âb-i hayat verdiler.) Doğrusu kendi iç âlemimde bir bayram sevinci bulamadım. Kabataş'a vâsıl olunca, Birader'e telefon ettim: -Konuşan Kitap Şenliği'ne davetli misin? Olmadığını öğrenince, ?Zaif? bir ümid ile onu kandırmaya çalıştım: -Şu halde yine bizi karıştırdılar. Ben orada ne okuyacağımı bilmiyorum. Sen gelir misin? Beklediğim cevabı aldım: -Mutlu ve kutlu yanlışlık! Hayır! Gelmiyorum! Kabataş'dan Sultanahmed'e varınca bir tanıdık hayır sahibinin kitapçı dükkânına uğrayarak, Fakıyrâne na'timi ?indirdim? ve yanıma aldım. Bir ?mukaddime?den sonra bunu okuyacaktım. Molla Lütfi ve İsmail Ma'şuki'nin meşhedi olan noktadan -Allah sırlarını takdis buyursun- Meydan'a indim. İskender-i Şi'r-i Kadîm: İskender Pala Beye müsadif oldukta ?hayme-i teşrifat?ı Fakıyr'e nişan verdi. Hayrunnisa Hanım, Semahat Arsel Hanım'ın refâkatinde, ayrılmak üzere idiler. Çadırda Fakıyr'i büsbütün hayret istîla etti: Bu aşırı sıcak havada, öğrenciler sınavlara çalışır, Kitap Şenliği'ne gelenler de Hırvatistan zaferiyle mest iken varak-i mihr-u vefâyı kim okuyup kim dinlerdi? Bu tarihi Meydan'ın bir ?Sultanahmed Mitingi? yaşayabilmesi için acaba Başsavcı mı, Vural Savaş mı, en iyisi Madonna mı burada okumaya çağrılmalıydı? Beni hayret istîlâ etmiş iken orada tanıdığım Sedef (Kabaş) Hanım'a öyle ?dünyadan bîhaber? cevaplar vermiş olacağım ki, O'nu da hayret istîlâ ederek bana sordu: -Siz hangi ülkede yaşıyorsunuz? Belki de ?-siz hangi çağda yaşıyorsunuz?? diye sormalı idi.
Fakıyr, ?yarımla bir arası? sıramı savacaktım. Hangi çadırda? Sedef Hanım sevâbına bildirdi kim: On numaralı çadıra gitmeliydim. Mukarrer vakit yaklaşınca bir genç zâhir oldu ve beni -anons filân duymadım- sekiz numaralı çadıra götürdü. Bir yandan da istihzâ makamından değil ciddi bir teveccüh ve saflık'la ?benimde sizin gibi olmam, herkesin sözüme çok önem vermesi için ne yapmalıyım?? kabilinden sorular sorarken, vakt-i mukarrer de dolup saat, alafranga saatle bir oldukta, ?ben bu çadırda mı konuşacağım gerçekten?? diye sordum. Çevrede herhalde benim göremediğim gaaip bir kalabalık görerek hayranlık izhar eden genç arkadaş on numaralı çadıra gitti ve bana ayrılan konuşma saatinin bittiği sırada, şu şifahî bildiriyle geldi: -Her ne kadar on numaralı çadırda konuşacak imiş iseniz dahi, bu çadıra ferd-i vâhid ayak basmadığından nâşi, konuşmanız yapılamıyormuş! -Eh o zaman ben ayrılayım.- Bi dakka efendim, şurada bir hatıra fotoğrafı çekelim? -İnşaallah onu da başka zaman yaparız. -Güle güle Hocam, görüşmek üzere!
Tekrar Avcı Mehmed döneminde bir kadının recmedildiği noktadan İsmail Ma'şûki Sultan'ın şehadet mahalline doğru yürürken, bu yörede şimdi oteller yükseldiği için artık ziyaret edemediğim meşhedin önündeki otellerden birinden, ?Ali var? adında o ana kadar tanımadığım bir ferd-i zümre-i azizan, beni bir kahve ikramına davet etti. Daha sonra düşündüm ki ?Ali var?, yüz metre ötedeki ?Konuşan Kitab'ın yorumu idi ve bana şunu ihtar ediyordu: -Konuşan Kitap, ?Kur'an-i Nâtık? demektir. Akılsız başın cezasını ayaklar çeker, Na'tini adada martılara okuyamaz mıydın? Hayrünnisa Hanım'ın gelmediği çadıra millet niye gelsin? Anons dahi edilmediğine göre? Dersimi aldım, Ada'ya döndüm ve Kadıyoran Yokuşu'nun düşkün kediciklerini dolaştım. Akşam üzeri de ulusal şenliğimizin sürdüğünü izledim. Bir ekran yazısında ?Hırvatlar? yerine ?hırdavatlar? denmekte idi! Bu ince zekâ bizde oldukça sırtımız yere gelmez. Anayasa Mahkemesi'ne de bir önerim var: Rivayete göre hırdavatlardan sonra bir de el-amânlar ile görüşecek imişiz. AKP'nin kapatıldığı kararı için bundan eşref zaman olamaz! Yenmiş de olsak, yenilmiş de olsak, sonuç tam o sırada resmen Basın'a sızdırılırsa, ya ?-Bu ulusal zafere bin parti fedâ olsun?, yahut ?Allah unutturacak acı verdi, partinin acısını unuttuk!? deriz. Kacar Şahı da Kuzey Azerbaycan'ın elden gittiği haberi verilince, hattat olduğu için, şu teselliye sığınmıştı: Şu anda öyle bir ?elif? çektim ki bin kale düşmüş, ne önemi var?
Bundan böyle kimse bu Fakıyr'i Figüran veya davulcu kahvesinden adam kaldırır gibi, Kur'an-i Nâtık'ın konuşmadığı yerlere çağırmaya! Ey Azizan Allaha emânet olunuz! Hâmûş! Sen sus ey bülbül, biraz gülşende Yârim söylesin!