İkinci Yeni putunu yıkmak (1)

01 Ocak 1970

Hayatını öncü bir varoluş kuşağının yetiştirilebilmesi işine adamış biriyim. Çünkü dünya, esaslı bir varoluş ve hakîkat buhranıyla karşı karşıya. Varoluş ve hakîkat buhranı dediğim şey, medeniyet buhranıdır: Batılılar, bir yandan varlığın ve hakîkatin anlaşılması ve anlamlandırılması açısından insanlığın ortak tecrübesi olan kadîm medeniyet tecrübelerinin "entelektüel" / "rûhî" kuşatıcılıklarının, bütünlüklerinin çok gerisindeler; Tanrı'yı, kâinâtı ve insanı bile tanımlayabilecek durumda değiller. Öte yandan da, sadece kendi tek boyutlu, sınırlı ve sığ insan, kâinât ve Tanrı tasavvurlarına dayanan, insanı, kâinâtı, Tanrı'yı "yok eden" ve bunun kaçınılmaz sonucu olarak da dünyamızı haksızlıkların, hukuksuzlukların cirit attığı bir kaos ortamına dönüştüren, insanlığın varlığını sürdürebilmesinin önündeki en büyük varoluşsal saldırının ve tehlikenin adı olan seküler dünya tasavvurunu insanlığın ulaştığı en yüksek nokta olarak sunarak bütün dünyaya dayatma ve diğer medeniyetlere hayat ve varolma hakkı bile tanımama gibi bir çocuksuluk, bir kibir, bir barbarlaşma biçimi üretmiş durumdalar.
İnsanlığın, kaosu değil, bütünlük fikrini esas alan; insanın, Tanrı'nın ve kâinâtın yerli yerine oturtulduğu; kozmolojik bir tasavvura dayanan esaslı bir medeniyet sıçramasına her zamankinden daha fazla ihtiyaç ettiği bir yokoluş mevsiminin ortasına fırlatılmış gibiyiz.
İşte bu medeniyet sıçramasının gerçekleştirilmesi, geçici rüzgârlara direnebilecek "çelikyürek" bir öncü varoluş kuşağının yetiştirilebilmesiyle mümkün. Dalga-kıracak ve dalga-kuracak; bütün zamanlara açılabilecek; saplantısız, özgüveni yüksek, asil bir kuşağın varkılınabilmesiyle yani.
Eğer önümüzdeki 25-50 yıl içinde dalga-kıracak ve dalga-kuracak bu öncü varoluş kuşağını yetiştiremezsek, tarihin kayıp çocukları olarak tarihin çöp sepetini boylayacağımızı bilelim. O yüzden, nerede ve kim tarafından takdire şâyân, hâlisâne bir şey yapıldığını görürsem, heyecanlanırım; elimden geldiğince desteklerim bu tür çabaları. Özellikle de bir ışık gördüğüm genç arkadaşların çalışmalarını.
Manisa'da Salih Güzel'in çabalarıyla güzel bir edebiyat dergisi yayımlanıyor: Kuşluk Vakti. Kuşluk Vakti'nin son dört beş sayısının editörlüğünü Fatma Zehra isimli mütevazi, sessiz ama kabına sığmaz bir enerji ve coşkuyla dolu bir arkadaşımız üstleniyor. Fatma Zehra'nın özenli çabalarıyla dergi, zihnimizdeki "taşra dergisi"ne ilişkin bütün olumsuz mitleri yıkmayı başardı.
İkindi Yazıları, "taşra dergisi" mitini yıkan öncü bir dergiydi. Yine yakınlarda -maalesef- kapanan, Hüseyin Kaya'nın özverili çabalarıyla yayımlanan Sivas'ın Sühan dergisi de bir başka düzeyli örneğiydi bunun. Tokat'ta yayımlanan Tasfiye dergisi de heyecanlandırdı beni. Yine Ordu'da yayımlanan Kertenkele dergisinde "taşra dergisi" mitini yıkacak nitelikte yetkin eleştiri, inceleme metinleri yayımlanıyor. (Aslında "taşra" dergileriyle ilgili birkaç yazı yazmayı düşünüyorum. O yazıları yazacağımı hatırlatmakla yetineyim şimdilik.)
Bütün bunları niçin yazdım? Şunun için: Kuşluk Vakti dergisinin son üç sayısında İkinci Yeni şiiri ekseninde -devam edecek- bir nehir-yazım yazımlandı.
"Medeniyet, Şiir ve Türk 'Şiiri': Türk Şiiri'nin Modernlik / İkinci Yeni Hapishanesine Giriş/i" başlığıyla yayımlanan yazım, İkinci Yeni şiiri üzerinden yaşadığımız medeniyet buhranını anlamlandırma çabası: Genç arkadaşları, özellikle de Fatma Zehra'yı desteklemek, yüreklendirmek amacıyla özene bezene yazdığım, modern Türk şiiri üzerinde esaslı bir düşünme girişimi olmasına rağmen, bu yazı tartışılmadı.
Sevgili Asım Gültekin'in yorulmak bilmez gayretlerinin bir uzantısı olarak kurduğu, güzel şeyler yapan, esprili, "beyaz haberler" veren, belli bir düzeyi tutturduğu gözlenen http://www.dünyabizim sitesinde, Hüseyin Kaya'nın yazıya dikkat çeken kısa bir "haber-metni"yle, Mustafa Celep ve Asım Gültekin'in kaleme aldıkları bir yazıda değinilmiş nehir-yazıya.
Bu son yazı, tam bir felâket: Felâket diyorum; çünkü bu yazı, hem benim asıl söylediğim şeyleri bütünüyle gözardı ediyor; hem de İkinci Yeni putunu, ezberlenen, içi boş sloganları tekrarlayarak yeniden-üretiyor.
İkinci Yeni, temcit pilavı gibi tekrarlandığı gibi, "Türk şiirinin yüz akı" mı, yoksa Türk şiirini tıkayan, bitiren; tabansız, dayanaksız, yolunu ve pergelini şaşırmış bir metamorfoz hâli mi? Bu soruyu, Cuma günkü yazıda tartışacağım.
 
Kaynak: Yeni Şafak

var tmp;
tmp = document.getElementById("author_article_content").getElementsByTagName("a");
for(i=0; i