Irak?ta Neler Olacak? (1)

01 Ocak 1970







Bugüne kadar genellikle hep ?Irak?ta neler oluyor?? sorusu etrafında konuşulup yazıldı. Irak işgalinin üzerinden 4 yıl geçtikten sonra, bu geçen zaman zarfında nelerin olup bittiğini az-çok hepimiz gördük. Şimdi ?Irak?ta neler olacak?? diye sormanın, bunun üzerinde biraz kafa yormanın zamanı?
 
Şu kadarını belirtmek isterim ki, Irak?ı şimdiye kadar doğru okuduğumuzu söylemek güç. Tanımlamalar, yargılar, övgüler ve yergiler ne yazık ki sınırlı ve yüzeysel bilgilere dayanıyor, ortalık toz duman olunca da, tesbitler ve analizler spekülasyon olmadan öte gidemiyordu?
 
Irak?ın asli dinamiklerinin kendi gerçekliklerinde kısa, orta ve uzun vadeli bir çalışma içinde olduğu gözardı edilince yanıltıcı görünümler ve iddialar ağır bastı, ama şimdi bulutlar dağılmaya yüz tutunca, gerçekler tüm yalınlığıyla kendini göstermeye başladı.
 
Hafızamıza baş vurup Lübnan?ın yakın tarihine bir göz atalım..
 
Yıl 1982, Siyonist İşgal ordusu, Beyrut kapılarında.. Aynı zamanda Amerikan, Fransız, İngiliz ve İtalyan güçleri de ?güvenlik ve istikrar? adı altında Beyrut?talar?
 
Lübnan?daki Filistinli gerillalar gemilere bindirilip Lübnan?dan çıkarıldı, öyle ki Filistin mülteci kamplarını koruyacak eli silahlı bir kişi geride kalmamıştı. Bundan dolayıdır ki, Kasap Şaron Falanjist canilerle birlikte ?Sabra ve Şatila? kamplarına girerek, beş binden fazla savunmasız ve masum Filistinliyi vahşice katletmişti?
 
Ancak Lübnan gerçeğinin bir de öteki yüzü vardı. İmam Musa Sadr?lardan Mustafa Çamran?lara, unutulmaz direniş önderlerinin bereketli elleriyle ektikleri tohumlar filizlenmiş, yeşermişti.
 
?Emel? ile başlayan süreç ?Hizbullah? ile ayrı bir anlam ve ayrı bir dinamizm kazanmış, Hizbullah?ın sahneye çıkmasıyla Lübnan?daki bütün dengeler anında alt üst olmuştu. Hizbullah?ın çıkışı, sadece Amerikan deniz piyadelerinin enkaz yığınları altına kalmasını değil, Lübnan işgalcisi Siyonist İsrail ordusunun bozgununa da start veriyordu?
 
Hizbullah nasıl ortaya çıkmıştı? Hizbullah?ın ham maddesi Lübnanlılar olsa da mayasını İranlılar oluşturmuştu. İran-Irak savaşının en zorlu günlerinde, Lübnan?a ulaşan devrim muhafızları güç, birikim ve tecrübelerini Lübnan?ın temiz evladlarıyla birleştirince, sonuçta böylesi bir Hizbullah da doğmuş oldu..!
 
Irak Baas rejimiyle ölüm-kalım savaşı sürdürmesine karşın Lübnan?daki sürecin siyonizme karşı mücadelede ?ön cephe? olduğu bilinç ve sorumluluğunu taşıyan İran, Lübnan içi dönüşümün temellerine harç atmaktan geri durmamıştı?
 
Bütün dünya Hizbullah?ın 18 yıl boyunca Güney Lübnan?da Siyonist İsrail ordusunu nasıl perişan ettiğine tanık oldu. Ta ki Nisan 2000?e gelindiğinde Siyonist İsrail ordusunun Lübnan?da kalacak dayanma gücü tükenince, yenilmezlik zırhına bürünen bu Siyonist ordunun ani bir kaçışla Lübnan?a terk ettiğine tanık olduk?
 
Hizbullah açısından bu birinci raundu. 1948?de İslam dünyasının bağrına kurdurulan Siyonist İsrail rejiminden hem sorulacak hesap çoktu, hem de Kudüs elbet özgür olacaktı?!
 
Siyonist İsrail rejimiyle ikinci raundu Temmuz 2006?daki ?33 gün savaşı?nda gördük. Siyonist erkan 7 ay sonrasında 33 gün savaşının adını ?İkinci Lübnan savaşı? olarak koyabildi. İsrail güçlerinin Güney Lübnan?da sadece Bint Cubeyl kasabasında aldığı darbe, Siyonist rejime onulmaz bir darbe indirirken, ateşkesin arkasına gizlenip geriye kaçan İsrail ordusunun, ateşkesten bir gün önce bir günde 40 Merkava tankı havaya uçurulmuş, 200?e yakın askeri de öldürülmüştü?
 
Bu da ikinci raundu.. Raundların ikincisi, üçüncüsü gelir ama, dördüncüsüne gerek kalır mı, sanmıyorum, çünkü o zaman İsrail denen bir varlık tarihe karışmış olacaktır biiznillah.
 
Hafızamıza başvurmuşken biraz daha geriye giderek İran İslam Devrimi?ne çok kısa bir göz atmakta yarar vardır.
 
İmam Humeyni rehberliğinde 1964 yılında başlayan İslam devrimi 15 yıl boyunca İran?ın birçok kentinde çeşitli protestolarla sürüyordu, ancak 1978 yılına gelindiğinde İran?daki tablo çok farklı bir görünüm arzetmeye başladı. Başta Tahran olmak üzere, İran?ın devrimci halkı milyonlar halinde caddeleri doldurmaya başlayınca, ?Şahlar Şahı? Rıza Pehlevi ?istirahat? amacıyla yurt dışına çıkmayı uygun görmüştü, yani kısa bir tatile çıkıyordu..
 
Ancak öylesine bir tatile çıkıştı ki bu her nedense ?şahlar şahı?nın rengi benzi atmış, ayakları titriyor ve gözlerinden yaşlar akıyordu... Doğrusu o, o görkemli saltanatının İmam Humeyni?nin ve şehidperver İran halkının ayakları altında parçalandığını görmüştü artık?
 
Şah?ın geriye bıraktığı Şahpur Bahtiyar adlı palyaşço ise başbakanlık değil, sefillerin son perdesinde şempanze rolünü oynuyor, baş üstü düşüp beynini dağıtmadan soluğu Paris?te alıyordu, ama zavallı bahtiyar sığındığı Paris?in bir tatil beldesinde ikametgahında kurşunla karnını doyurduktan üç gün sonra bulunuyordu?
 
Şimdi Irak?a dönelim?
 
Amerika adına ?koalisyon? dediği başta İngiltere çok uluslu güçleri yanına alarak Irak?ı işgal edip 9 Nisan 2003?de Bağdat?ı ele geçirdiğinde, Mağrur ve mütekebbir Başkan Bush ?ömrümün en sevinçli anını yaşadım? dediyse de, Irak cehennemine yuvarlanışının başlangıcında olduğunu göremiyordu?
 
Amerika?ya göre hesaplar yapılmıştı; ister Beyazsaray ve Pentagon?un neo-con?ları, ister Think-Tank kuruluşları, ister ulusal güvenlik danışmanları, hülasa ?mele-i firavn? küresel bir zafer için yelken açmıştı?