New Page 1

 
Hay dili tutula kalbimizin!
11/12/2014 - 14:18

Hatice İslamoğlu Erdem
Facebook da Paylaş

“Aramıza engeller koymana izin vermeyeceğim!” dedi kadın. “İyi ama ‘aramız’ bir engel değil mi zaten?” diye sordu adam.

Bir köpek, sahibini her gün aynı parka götürmekten çok sıkılmıştı. Bir adam, köpeğinin günlük isteklerini karşılamak için sabah gazetesini evindeki köşeli koltukta uzanarak okuma zevkinden mahrum olmuştu.

Bir kadın, kayan yıldızların büyüklüğü içeren bütün yalnızlara teselli olacağına inanarak bakıyor, bir yıldız, düşerken kainat orkestrasına eşlik ediyordu; ‘ölürken gözlerin ne kadar güzel, her saniye daha fazla öldürüyor beni..’

“Bilinmek istiyorsan”dedi adam, “hemen susmaya başla!” ‘bazı sözler ne kadar aptalca olursa olsun, bilinmen içindir.’

‘‘Çok gülme ağlarsın’ nasihati ile büyütülen bizler, çok gülmeyi güvence altına almak için mi ağlamakla başlıyoruz hayata?’Dedi kadın.

Hedonist ahlak; tümüyle özneldir derler. Güçlü olanın sesi daha gür, cazgır olanın davranışları onaylanan ‘iyi’ dir. Belki de gerçek helak; kötünün bakış açısı, bireylerin dünyasına girdiğinde gerçekleşir. 

Bekliyoruz. O halde kurgulanmış iyiliklerin faili meçhulleriyiz. Ve alışılmadan aşılmaya çalışılan eylemlerin afazi sendromuna yakalanmış modern tıbbın vakaları.

‘Eyleme dönüşen nesneleştiriliyor dostum’dedi. Ses alamadı.. Tehlike kapıdaydı. Düşüncenin ne kadar tehlikesiz ve sınırsız olduğunu bile düşündü bir an. Takdir edilmeyi beklemeden namuslu kalabilmenin imkânsızlığı ile ‘söylemezsem ölürüm’ dedi. Zira takdir gören düşünce değil, ameldi.

‘seni suskunluğa davet ediyorum’diyerek gizemini korumaya kararlıydı. Çünkü her sır, bir merakın doğurduğu çocuktu. Diğerinin kafası karışıktı, sormadan edemedi; ‘geldiğimde sende orada olacak mısın?’

Ses yoktu..

Ses vermek kendinden bir parça vermekti. Kendiyle kalmalı, kendine kalmalıydı. Zira eylem, sesin takdir görmeme ihtimalini de içinde barındıran korkunç bir şüpheyi de beraberinde getiriyordu.

Zaten ‘kendiye iyi bak!’, ‘ben sana bakamam’ ifadesinin en naif ve aynı zamanda en itici darbesi değil miydi?

Buraya kadar olup biteni ‘anlıyor musunuz?’ sorusuyla devam ettirmeyi çok isterdim.

Anlıyor musunuz? Hiç sanmıyorum. Çünkü anlaşılamamanın anlaşılır bir durum olduğuna ikna olmamız gerekiyor.

Çünkü her birimiz ‘afazi’yiz. Yani, Sözyitimi (aphasia/afazi: latince; a-olumsuzluk eki; phasis: konuşma),‘Celbedilmiş Toplumsal Sözyitimi’ (induced social aphasia), çoktan teşhisi konmuş olan ve bilinçli olarak pek fazla bilinmese de, günlük yaşamımızı derinden etkileyen bir toplumsal hastalığın adı.

Sözünü yitirme, sözde buluşamama, söze gelememe hastalığı..

Her birimizin muhatabına kurduğu cümlenin ardından, aynı zamanda kendine de sorduğu ikinci bir kuşku cümlesi vardır;

- ‘Anladı/n mı?’

İki insanın birbirini anlayabilmesi için, önce orada iki insan olduğunu kabul etmesi lazım. Ardından orada olan iki insanın her ikisinin de tam teşekküllü orada olması lazım.

Ardından mı?

-‘Sahi nerelerdesin? Görünmüyorsun ne zamandır!’dedi iki insandan biri. ‘Bunca yıldır bunu tek fark eden sensin!’ diye devam etti öteki.

Anlaştılar…

 



479
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

4

11/12/2014 - 14:18 Hay dili tutula kalbimizin!

4

06/11/2014 - 07:25 Ölmek madencinin kaderinde var!

4

01/11/2014 - 06:52 Eğitimli domuza ne denir?

4

28/12/2013 - 16:17 Adam gibi adamlar nereye gitti?

4

07/07/2013 - 10:27 İhsan Eliaçık: Sahi! Neyimiz olur?
 
Hatice İslamoğlu Erdem
Hay dili tutula kalbimizin!
Senai Demirci
'Damar'
Mustafa Ethem Köse
ROTASINI ŞAŞIRAN İNSANLAR
Celalettin Sipahioğlu
ALLAHU EKBER
Erdal Bayraktar
İNSANI DÜŞÜNMEK
Mustafa İslamoğlu
Sünnet Tasavvurumuz
Sayac
Tekil (Bugün) 801
Toplam 7817010
En Fazla 12015
Ortalama 1774
Üye Sayısı 860
Bugün Üye Olan 0
desing

desing : canliyayin.org

 2006 © FURKAN RADYO